98
Biz bu dünyaya ilişki kurmaya geldik



Sevgili Resimleriİçimizdeki bebek, çocuk, ergen -eğer o aşamaya kadar gelinebilinirse- yetişkin, olgun evrelerinde ilişki kurma durumumuzda değişenler ve değişmeyenler var demek istiyorum bu yazıda. Ama bunların neler oldukları hakkında siz kendinizde ne bulursanız bu en doğrusudur.

İlişki kurmayı ilk kez içine doğduğumuz aile ilişkileri aracılığıyla öğreniyoruz ya, o ilişkiler hoşsa, güzelse, tıkırındaysa, bizi geliştiren ve destekleyen bir yapıdaysa, oh ne ala cennet dünya, yoksa yandık ve yakacağız işte.

Böylece yapa boza, deneye yanıla devam ederken içimizdeki bebek dönüşüyor, çocuk ölüyor.
İşin fenası bunu büyüme sanıyoruz. Üzerine düşünmeden giriştiğimiz ilişkilerde, yüceltme, yerin dibine geçirme, kaçma eylemleri ile olgunlaşamadan yaşlanıyoruz çoğunlukla.

Duygusal olarak, sağlıklı, mutlu, yaşamından memnun kişiler olarak gelişmediysek ne olacağız peki?
Artık hiç umut kalmadı mı bizden? Mutsuzluk, kaçış ve yalnızlık kaderimiz mi? Öyle olmadığını kendi çalışmalarımda da, pratik hayatta da gördüm. Her zaman mutluluğu yakalamak mümkün kanımca.
Bu da üzerine biraz çalışma hak eder değil mi?

Eğer ilk çocukluk çağımızdaki her şeyi merak eden ve "bu ne" diye soran halimizi hatırlayabilirsek, sormak ve yanıt üzerine düşünmek cesaretini tekrar aktif hale getirebilirsek işe koyulabiliriz. Soru sorma cesaretimizi hatırlamak eğer büyütülürken kırıldıysa, ortaya çıkarmak, bir ilişkiye başlarken ilk eylemimiz olsun.

Bu eylem, içimizdeki yaşam enerjisini, özgücümüzü bize geri kazandıracaktır. Bu güç ile bağlantıda kalarak ilerlemeyi,  ilişkilerin içinde en önemlisi olan "kendimizle ilişkimiz" üzerinden giderek geliştirebiliriz. Kendimizi yüceltmek ya da yerin dibine sokmak veya kendimizden kaçmak gücümüzü bizden geri alır. Üstelik ilişkilerimizde arıza, yaşamlarımızda olumsuzluk olarak belirir.

Öyleyse tümgüçlülük dediğimiz şey bütün bunların üzerine cesaretle düşünmektir. Üzerine düşünmek için teklifim yalnızca yolunda gitmeyen durumların üzerine düşünmektir. Çünkü herşey yolundaysa mesele ne ki değil mi?

Bu yazının çabası ilişkilerimizin çaresiz bulantılar değil, neşe ve memnuniyetle paylaşım olması için kılavuzluk, ve katkı sağlamaktır.

"İlişki; insanın bağlantılar kurarak yarattığı dünyada, kişiler ilişkiler kurarak yaşarlar.
Dünyanın temeli, bağlantılar, nesneleri, kurularak varedilmiş nesnelerse, kişi ilişkileri bu dünyanın içinde
kurulmuş en üst düzey nesnelerdir: yalnızca baştan başa kurulma olan nesneler…"

Oruç Aruoba'nın İle kitabı Metis yayınları, sayfa 44'den kendisinin izni ile alıntıladığım bu ilişki tanımı meseleyi çok açık söylüyor. Ayrıca ilişki üzerine düşünmek için tüm kitabı okumanızı öneririm.

Aşk Resimleriİlişki "ben"im ile "sen"in kuracağımız, ikimizin katkılarıyla oluşacak bir üçüncü kişidir adeta.
Bu yüzden her farklı kişi ile farklı yönleri de olabilen ilişkiler kurarız. Çünkü benim o ilişkiye kattıklarım karşımdakinden pek de bağımsız değildir. Tersi de geçerlidir. Bu yapı üzerine düşünmek, neyi niçin yaptığımızı anlamak açısından önemli. Çünkü ilişkilerimizde yolunda gitmeyen her durum için karşımızdakini suçlayarak kendimizden kaçıyoruz. O zaman da bir sonraki ilişkide bu durumu başka bir sesle yeniden duyuyor, yaşıyoruz. Artık beğensek de beğenmesek de günlük yaşamımızın çoğu internet aracılığıyla bir makinanın ekranına bakarak geçiyor. İnternette geçirdiğimiz zaman ile, bizi saran dış dünyamızla ilişkimizin beş duyumuz aracılığıyla daha önce oluşmuş olan iç dünyamız nasıl dönüşmekte?

Bu sorunun, nörologların üzerine çalıştıklarını okuduğum evrim açısından nörolojik bir yanıtı vardır, korteks gelişimi falan gibi ama bizim konumuz bu değil. Konumuz; İnternetin aracılığı ile bile olsa ilişkilerimizin dünyada bulmak istediklerimize etkisi. Ergenlik çağımızdan pek çoğumuzun hatırlayacağı gibi, arzuladıklarımızı bulamadıkça boşluğu hayallerimizle doldururuz. Bu gayet insanca bir savunma mekanizmasıdır ve yaratıcılık alanında çok işe yarar. Ama işte her savunma gibi sonsuza kadar süremez çünkü yaşam eylem ister.

Hayal kurarken bize ne oluyor? Gerçeklik ile bağımız kopuyor. Zihnimizde davranışlarımız, arzu ve isteklerimizdeki güdüsel alanı bir değerler, kriterler olarak tanımlayan biçime, kendi kendimize kurduğumuz fanteziler, hayaller farklı yön veriyor. Örneğin sokakta oynayan çocuk, koşar, terler, arkadaşlarının seslerini duyar, onlarla şeker vs yer, onlara dokunur, kızar, bağırır, öpüşür, gülüşür.
Beş duyumuz ile sosyal ve yakın bir çevrede yapageldiklerimizi siz hatırlayın işte… Hayallerimizde bunları dilediğimiz gibi değiştirebiliriz. Örneğin gerçekte bize yaklaşmayan kişi ile seviştiğimizi düşleyebiliriz.

Artık internet aracılığıyla yüz yüze kurabileceğimizden çok daha fazla kişiyle  ilişki kurabiliyoruz. İnternete bağlı bütün insanlar seçki alanımızda. Bu demektir ki şimdiye dek bulamadığımız kadar güzel, düşlediğimiz gibi yalnızlığımıza son verecek "O" boşluğu dolduracak kendi güzelimizi bulmak için çok daha fazla seçeneğimiz var. Diğer yandan, daha fazla tüketebilmek için, daha fazla kazanmak gerekmekte, bunun için de daha fazla çalışmak gerektiğinden, sosyalleşmek için ayırdığımız zaman azaldı.
Kısır döngü burada başlıyor dikkat!

Sahip olduklarımız için sevildiğimize inandıkça. Dolayısıyla sahip olamadıklarımız hiç bitmeyeceğinden -hayallerin sonu yok çünkü- kendi tatminsizliğimiz ilişkiye de yansıyor, ilişkiyi bunaltıyor.
Oysa her birimiz aslında bütün  sahip olduklarımızdan arınmış, sadece duygu dünyamızdaki zenginlik için sevilebileceğimize  inanabilmek istiyoruz.

İnanmanın önkoşulu güvenmektir. Güven için çok sınavlardan geçmek, çok tanışık olmak gerekir.
Aşağıdaki üyemizin sorusuna benzeyen sorular o kadar çok ki.

Akasyasu soruyor:

"Bir kadın sevdiğini söyleyince erkek neden ondan kaçıyor? Erkekler sevgisini göstermek isteyen kadına güvenmiyor mu?"

Evet, bazı erkekler sevgiyi kazanmak için mücadele etmeleri gerektiğine inanıyorlar. Üstelik bu mücadele bitince ilişki de bitiyor onların gözünde. Kadınların kolay teslim olmaları da onların  savaşmak, yarışmak, kazanmak için oyuncakları elinden alınmış hissetmelerine neden oluyor.  Bu durumda teklifim; bu oyuna hiç bir zaman girmeyi kabul etmeyin. Birini sevdiğinizde eğer kaçıyorsa izin verin sizi kaybetsin. Güven duygusu kazandırmak için mücadele etmeyeceğiniz bir ilişkiye yönelin. Burada ilişkiye nasıl başladığımız önemli işte!

Başlangıçtaki ilk etki ilişkinin sürekliliğini  belirler. Yani ilişkinin başlangıçtan itibaren doğru kurulması için açıklık ve doğru yanıt önemlidir. Bir kez karşısındakinin kolayca yalan söyleyebildiğine inanan kişi devamında ne kadar yakınlaşsa da içinde bir yerlerde bir kuşku bir endişe taşır ve ilişkinin devamı bu endişenin oluşmaması ya da giderilmesi üzerine kurulur. İnsanı son derece yıpratan bir ilişki biçimidir bu. Buradan sevgiye ulaşmak da zordur haliyle. Karşılıklı olarak kızgınlık, üzüntü döngüsü sevginin yaşamda mutluluk olarak hissedilmesini engeller.

Oysa sevgi zaten "can"dadır!

"Can" sözcüğü dilimizin ne görkemli bir kavramıdır. Peki aşk nerdedir? Aşık Veysel "adam kadına kavuşamaz aşık olur." demiş.  Demek aşk tende! Peki ya aynı adam aynı kadına kavuşunca ne oluyor? Çok çabuk sıkılıyor. Nerede eski aşklar? Kentleşme hareketi ile birlikte kadının üzerindeki cinsel baskı azalmakta, cinsel olarak bir erkek gibi özgür hareket edebilen kadın, aşk için bekletmek yerine hızla harekete geçince güven bunalımı başlıyor ve sıkılma hızlanıyor. Bu durumdan ne kadın ne de erkek memnun değil farkındaysanız. İki farklı insanın birbirine güvenlerinin gelişmesi için yeterince birlikte zaman geçirmeden tensel olarak buluştuklarında, cinselliğin dışındaki günlük yaşamda davranış farklarının kavranabilmesi ve kabul edilebilmesi için gereken karşılıklı güven tam gelişmediği için samimiyet azalıyor, kuşkular çoğalıyor.

Böyle başlayan ilişki güvensizliği aşmak için sınavlar, tuzaklar kurularak kendine katlanıyor. Giderek iki kişiyi de olumsuz etkiliyor. Genellikle taraflardan biri bu duruma son vermeye yani kaçmaya çabalıyor, öbürü onu kovalamaya başlarsa kısır döngü iki tarafı da mutsuz ederek kopuşa kadar devam ediyor...Yeni birinin arayışı başlıyor ve bu böyle sürüp gidiyor.

Özgürlüğün eşitliğine kültür olarak içine doğarak gelişen yeni nesil için çok şükür ki yukarıdakiler hiç sorun değil. Onları başka sorunlar bekliyor elbette. O da bu yazının konusu değil. Yazımın sonuna teklif aşamasına ve benim için en belalı yere geldim. Şimdi ne olacak peki? İnternet aracılığıyla buluşmalarda iletişim nasıl olsun?

Haziran ayında baskıya hazırlamaya çabaladığımız kitap ile internet ilişkisinin gerçek yaşamlarımızda nasıl mutlu sonlara dönüşebileceğine kılavuzluk etmesine çabalıyoruz. Ben de herkes gibi kendi kişisel yaşamımda açık bir iletişim için üzerime çalışıyorum. Herkese uyacak bir formül olacağını sanmam ama, şimdiye kadar bulabildiğim en iyi çözüm denemeye cesaretle ve kendi üzerimize çalışarak devam etmek. Bunu yaparken de niyetimizi hep temiz tutmaktır.

Bu yazıya yolu düşen herkese mutlu ilişkiler dilerim.

Ayşegül Denizci

 







       			



Yorumlar




duygunur1974

Sayın Ayşegül Denizci, çok güzel yazmışınız. Konuları çok güzel bir dille ifade etmişiniz, ellerinize sağlık.






charlessbnzx

Çok güzel bir anlatımı var, çıkınca okumak isterim. Bu toplumda insanlarımız, arkadaşlık, dostluk, partner, sevgili istiyor ama gerçek anlamda ne istediğini bile bilemiyor.  Bu konuda ne istediğini bilmek ilişkide rotayı doğru yöne çeker. Tabii ne istediğini bilmeyen insanlar, ilişkilerde nasıl davranacağını da bilemiyor. İstemeden bile olsa yanlış tavırlar  gösterebiliyor. Ama her koşulda ne yaparsan yap, ne konuşuran
konuş, mutlaka iyi niyetli ve doğru olunmalı. Kişi iyi niyetli ve doğru olduğu zaman kendini daha
güzel ifade ediyor ve olumlu tepkiler alıyor.






simge

Evet ben de çok beğendim.






elladafffff

Çok beğendim.






liliththefirst

Kitabı heyecanla bekliyorum.






Diagramma

Öncelikle sevgili Aruoba'nın kitabında bahsettiği çocuk ölüyor yaklaşımına bir ek getirmek istiyorm bebek dönüşür çocuk gelişir ve sonrada ölür. Peki bu nasıl olur eğer birşeyi fazla deneyimlersen ki bu bir ilişkide olabilir artık bir tatminsizlik doyumsuzluk ve buna ek olarakta duygu yoksunluğu gelişir sağlamasını ise ameliyata giren cerrahlarla sağlayabiliriz. Ameliyatın yarısında girsek bize bir cinayet gibi gelebilecek bir olay onlar için sadece bir iş vazifesini görür olmuştur. 

Hayal konusuna gelince Sigmund Freud'un çok güzel analizleri var gerçek aslında yarıbilinç halinde istediklerimizdir der. Nedir bu yarı bilinç hali; hipnoz, rüya vb. Dediğiniz gibi rüyamızda da bize aslında hiç yakışmayacak birini kendimizle özdeşleştirebiliriz... Çevre baskısı, kişilik baskısı, gelenek-görenek baskısı, kim ne dedi baskısı olmadan "özgürce" duygularımızı yaşayabildiğimiz biir ortamdır çünkü. Bu yüzden bireyler hayal kurar veya bunu sever. 

Güven konusuna gelince zaman güven yolunu katetmede bir ölçüttür fakat hiçbir zaman yüzde yüz olacağına inanmıyorum çünkü ilişkilerde her zaman bir faydalanma söz konusudur... Sevgi dahil bir faydalanmadır birbiri için sığınılabilecek bir liman hissi verir, dayanaktır vb. Ve bu yaklaşımda insan da her zaman biz'den önce ben'i getirir. 

Saygı ve Sevgiyle...






hakanca

Çok güzel bir anlatım biçimi, çok beğendim gerçekten. Fantastik bir dünyanın iyi ilişkiler başlangıcındaki el kitabı gibi...



ARAMA
Cinsiyet:
Yaş Aralığı: -
Aradığım:
Yaşadığı yer:
Fotoğraf: