
Karında uçuşan kelebekler, tozpembe hayaller, gözü kör eden bir tutku... Edebi ve romantik açıklamaların yanı sıra aşkın insanda yarattığı etkiyi farklı bilim dalları da araştırıyor. İşte bunlardan bazıları...
Aşk... Hayatımızın en büyük gizemlerden biri... Milyonlarca şarkıya konu olmuş, hakkında sayısız makale yazılmış, açıklanmaya çalışılmış, üzerinde kafa patlatılmış ve incelenmiş... Aşkın sırrına varıp varamayacağımız belli değil, belki de o gün hiç gelmeyecek. Daha neye aşk diyoruz, o bile tam olarak belli değil. Hayranlık nerede bitiyor, aşk nerede başlıyor? Seviyor muyuz yoksa sadece hoşlanıyor muyuz?
Aşkı tanımlamaya çalışan uzmanlar bu duyguyu çok yoğun, kısa süreli ve başka bir insana bağlı bir ruh hali olarak düşünüyor. Gerçekten de aşık bir insanın zihni ve tüm bedeni, biraz sıra dışı bir duruma maruz kalıyor. Kişinin bilinci, mantığını kaybediyor ve sadece sevdiği kişiye yöneliyor. Sürekli o insanı düşünüyor. Aşık insanlar, algı ve yargı güçlerini kaybedip gözlerine o meşhur "pembe gözlüğü" takıyorlar. Uykuları ve iştahları kaçıyor. Arzuladıkları kişi onları tüketiyor olsa da o kişiye bedensel bir yakınlık ihtiyacı duyuyorlar. Aşklarına karşılık aldıkları zaman kendilerini harika bir uyuşturucu almış gibi hissediyorlar. İki tarafa da benzersiz güçler veren ve onları her türlü soruna karşı kör eden bir uyuşturucu... Aşkın coşkusu sona erince, beraberlikler, sevgi birlikteliği ya da çöküş haline geliyor. Sonucun ne olacağı, beklentilerin ne kadar gerçekleştiğine bağlı.
Aşık olma hissine henüz nörobiyolojik bir açıklama getirilemedi ama aşık olmanın, vücudumuzdaki dopamin hormonuyla ("ödüllendirme maddesi" de deniyor) bir ilgisi olduğu düşünülüyor. Aşık olduğumuz zaman, vücudumuz bol miktarda dopamin üretiyor ve bu da sarhoşluk benzeri bir mutluluk hissine neden oluyor. Öte yandan, mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin seviyesi düşüyor ve artık tamamen aşık olduğumuz kişiye odaklanıyoruz. Bu durum, "obsesif kompulsif bozukluk" denen saplantıya çok benziyor. Düşük serotonin seviyesinin bazı sinir hastalarının tipik bir özelliği olduğu biliniyor. Kısacası, aşık olmak ve nevrotik davranışlar birbirleriyle akraba sayılıyor. Aşık olduklarında sonsuz bir coşkuyla delice şeyler yapan ve sonrasında hiçbir şey hatırlamayanlar herhalde aradaki bu bağı pek de garip bulmayacaklar. "Aşkın gözü kördür!" sözü boşuna değil...
Bu yazı Joy Dergisi'nden alıntıdır.
Yorumlar
Aşkın bir başka tarifi sanırım "karşı tarafa duyulan dayanılmaz cinsel istek" olmalı. Çıkartıp alırsanız cinselliği acaba ne kalır geriye? Romantizim! Duygular! Nereye kadar götürür insanı...
Sözünü ettiğim elbette gelişi güzel seks değil; ama bence uğruna şiirler, müzikler, kitaplar yazılan bu kimyanın özet adı: "o kişinin cinselliğine ulaşmak"! Diğerleri, romantizm mesela, sadece cinsellik tarafından beslenirlerse var. Yoksa yoklar!
Aşka hep inandım ve insanlara en çok yakışan duygu olduğunu düşündüm; ama Karşı cinsle olan ilişkilerimizde hormonlarımızın varlığı kesinlikle çok etken. Sanırım hormonlarımız tarafından yönlendirilmesek aşkta karşı cinse ilgimizde olmazdı. Ah bu hormonlar başımıza ne işler açıyor.