Jane Austen bu kitabı yazdığından bu yana geçen yaklaşık iki asırda ilişkilerde ne değişti?
Ya da geçen zaman içinde kişilere ne oluyor ilişkiler aracılığıyla bakıldığında?
Yazışarak ilişki danışmanlığı yapmaya başladığımdan beri, yalnızca Siberalem üyelerine değil, arkadaşlık sitelerinin birçoğuna, hatta Almanca, İngilizce bu tarz hizmet veren web sayfalarına da bakıyorum. Tüm yeryüzünde aşkı, sevgiyi arayan, arzulayan kişiler görüyorum.
14 şubat artık bizde de "sevgililer günü" olarak iyice yerleşti. Bugün eve gelmeden önce biraz çarşı pazar dolaştım. Ne var ne yoksa kalp şeklinde üzerinde "love" yazan parlak kırmızı kutulara koymuşlar sevgilinize armağan olarak hazır. Elektronik posta kartları her dilde elimizin altında artık ve birçoğu ücretsiz. Fastfood gibi "Fastlove". Umarım bunca konserve aşk iletileri bir işe yarıyordur.
Acaba ne ister sevgili? Elbette sevilmek, evet ama sevildiğini nasıl anlayacak?
Soruyu çevremdeki kişilere, danışanlarıma, arkadaşlarıma soruyorum… Sevildiğini nasıl anlarsın diye?
Özellikle kadınlar şöyle diyor, erkekler böyle diyor diye, sevilme arzusuyla arayış içinde yaşamını geçiren ve bu uğurda kendinden bile vazgeçebilen insanı, kadın ve erkek diye ayırmak istemiyorum.
Sevdiğini söylemek, göstermek, hissettirmek birçok insan için pek kolay değil. "Ölürüm de söylemem" diyecek kadar gurur meselesi yapanlar aslında karşılık görmezlerse yara alacaklarını düşündüklerinden kendilerini koruyorlar. İşte bu kendini korumak ile kendini harcamak sarkacında mutluluğu yaşamaya mecali kalmayanlar çoğunlukta. Kendini sevdiği uğruna feda edenler, kendi istemediği durumlara sevdiği istiyor diye boyun eğenler… Sevgiliye sadakat uğruna kendine ihanet edenler… Yalnız kadınlar mı?
Ya da yeter ki -benim olsun- anlayışıyla kendilerini olmadıkları biri gibi gösterme çabası içinde olanlar yalnız erkekler mi? Başlangıçta uydurdukları yalanlara sonradan kendileri bile inananlar kadın ya da erkek olarak genellenebilir mi? Benim gördüğüm kadarıyla hayır. Yani kadınlar da erkekler de aynı iletişim hatasına düşebiliyorlar. Hem kendileriyle iletişim kurmak, hem de sevdiği kişiyle iletişim kurmak konusunda müthiş yanılgılar ve bu yanılgıların getirdiği acıları, bunalımları yaşıyorlar.
Oysa insan kendisi bile kendini sevemiyorsa bir başkasını nasıl sevebilir. Ben bile beni sevmiyorsam bir başkası beni nasıl sevsin?
İşte tam da bu nedenle, yani kendimizi tam olarak sevmediğimizde, kurduğumuz ilişkiler, sadist (kaçan-eziyet eden-hükmeden-efendi) - mazoşist (kovalayan-eziyet edilen-hükmedilen-köle) ilişkisine dönüşüyor.
İlacı var elbette; kendinizi sevin! Bununla yalnız kendini sev, egoist ol. Hep ve yalnız kendini düşün, sadece kendi çıkarlarını gözet demiyorum pek tabii. Kurduğunuz ilişkide şimdiye kadar olmadıysanız da şu satırları okuduğunuz andan itibaren kendinizin kıymetlisi olun.
Ve çok değerli bir armağanı hazırlar gibi, sevgililer gününde kendinizi de sevin. Tatlı gülümseyişinizi, avuçlarınızın sıcaklığını, kalbinizin çarpmasını hissedin. Sevme duygusuyla dolu ruhunuzu gururunuzun esaretinden kurtarın. Bütün hücrelerinizle, ruhunuzla kendinize uygun olan ilişkiyi mutlulukla bir yaşam boyu paylaşarak, sevildiğinizi her an duyumsayın.
Bu 14 Şubat, daima sevdiğinizi ve sevildiğinizi duyumsayacağınız gün olsun.
Sevgilerimle
Ayşegül Denizci
İstanbul, Şubat 2010